Down Sendromu

Malpraktis Tazminat Dilekçesi

ANKARA İDARE MAHKEMESİNE

 

Adli Yardım ve Duruşmalı İnceleme Yapılması Taleplidir.

 

DOSYA NO                 : …../….. E. - …./. K.

DAVACILAR              : 1- ………… ………..  (TCKN: …………….) -Anne-

2- ………… ………..  (TCKN: …………….) -Baba-

3- Küçük ………… ………..  (TCKN: …………….) adına velayeten anne ………… ………..  ve baba ………… ………..  

Adres: ……………………………………………………………………………

 

VEKİLİ                       : Av. İbrahim Güzel

Adres: ……………………………………………………………………………

DAVALI                      : ……………. Hastanesi (VN:……………)

Adres: ……………………………………………………………………………

 

KONU                         : Bebek ………… ………..  ’a karşı yapılan yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulanması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğranılan zararın tazmini amacıyla;

Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik;

………… ………..  'ın yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulanması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı manevi zararların tazmini amacıyla 500.000,00 TL manevi tazminatın doğumun gerçekleştiği ../../…. tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsili ile müvekkile ödenmesine,

Anne ………… ………..  'ın, ………… ………..  'ın maruz kaldığı yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulaması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı manevi zararların tazmini amacıyla 200.000,00 TL manevi tazminatın doğumun gerçekleştiği ../../…. tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsili ile müvekkile ödenmesine,

Baba ………… ………..  'ın  ………… ………..  'ın maruz kaldığı yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulaması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı manevi zararların tazmini amacıyla 200.000,00 TL manevi tazminatın doğumun gerçekleştiği ../../…. tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile müvekkile ödenmesine,

Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik (Belirsiz alacak davası olarak ikame edilmiştir.);

……… ………..  'ın  yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulanması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı maddi zararların tazmini amacıyla;

200.050,00 TL sürekli iş göremezlik,

20.500,00 TL tedavi giderleri,

50.500,00 TL bakıcı giderlerinin,

doğumun gerçekleştiği ../../….tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile müvekkile ödenmesine talebimize ilişkin dava dilekçesidir.

HARCA ESAS DEĞER          :  Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik;

Bebek ………… ………..  için;

200.050,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı (Belirsiz Alacak Davası)

50.500,00 TL bakıcı giderleri (Belirsiz Alacak Davası)

20.500,00 TL tedavi giderleri (Belirsiz Alacak Davası)

500.000,00 TL manevi tazminat

Anne ………… ………..   için;

200.000,00 TL manevi tazminat

Baba ………… ………..   için;

200.000,00 TL manevi tazminat

--------------------------------------------------------------------------------------

olmak üzere toplam 1.171.050,00 TL

AÇIKLAMALAR                   :

Olaylar;

            Müvekkil ………… ………..  ,  ../../….tarihinde ………… ………..  bünyesinde, faaliyet gösteren hastaneye başvurarak hamilelik ve doğum süreci için hizmet almayı talep etmiştir. Müvekkile, işbu başvurusu üzerine Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı hekim Doç. Dr. ………… ………..   tarafından hizmet verilmeye başlanmıştır.

            Müvekkil söz konusu hizmet kapsamında ../../….ve ../../….tarihlerinde Doç. Dr. ………… ………..   tarafından muayene edilmiş; ancak bir sonraki kontrolü olan ../../….tarihinde hastaneye başvurduğunda Doç. Dr. ………… ………..   'ın hastaneden ayrıldığı gerekçesi ile Dr. ………… ………..   tarafından sürecin takip edileceği hastane tarafından kendisine bildirilmiştir. Müvekkil, güven ilişkisi kurduğu doktorun hastaneden ayrılmış olması sebebiyle 37.495,00 TL bedelindeki paket sözleşmesini iptal etmek istemiş; ancak iptalin mümkün olmadığının bildirilmesi üzerine mecburen hastane tarafından yönlendirildiği Dr. ………… ………..   ile sürece devam etmek zorunda kalmış ve ../../…., ../../…., ../../…., ../../…., ../../…., ../../….ve son olarak ise ../../….tarihlerinde ise Dr. ………… ………..   tarafından muayene ve takip edilmiştir.

            Müvekkil tüm bu süreç boyunca düzenli olarak kontrollerine devam etmiş ve kontrollerinde hekimine hamilelik ve bebeğin sağlığı ile ilgili sorular sorduğunda hekim ………… ………..   tarafından HER ZAMAN "her şey çok iyi ve normal ilerliyor hiçbir sorun yok" cevabı ile karşılaşmıştır. Bu yüzden bebeğinin sağlıklı olarak dünyaya geleceğini düşünen müvekkil, dikkatli ve düzenli bir şekilde kontrollerine gitmeye devam etmiştir.

            Ancak aşağıda detaylı olarak izah edileceği üzere, davalı taraf bünyesinde verilen hizmetin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan ihmaller, yanlış teşhis ve tedaviler sonucunda müvekkilin bebeği hem Down Sendromlu olarak hem de sağ kalça ve dizindeki çıkık ile dünyaya gelmiştir.

Hukuki Açıklamalar   ;

Usule İlişkin Açıklamalarımız;

            Davalı taraf Vakıf Üniversitesi Hastanesi olup, verdiği hizmet bir kamu hizmetidir. Kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında meydana gelen zararlara ilişkin açılacak davalarda ise;

            Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 2019/895 E. - 2020/311 K. sayılı ve 28/05/2020 tarihli;

 

"Bu duruma göre, Vakıf Üniversitesi Hastanesinin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden İstanbul 3.İdare Mahkemesinin 2.10.2019 gün ve E: 2019/1828 sayılı başvurusunun reddi gerekmiştir.

S O N U Ç: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3.İdare Mahkemesinin 2.10.2019 gün ve E: 2019/1828 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 28.5.2020 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi."

 

şeklindeki kararları doğrultusunda huzurdaki uyuşmazlıkta idari yargı yeri görevlidir [Benzer mahiyette, Yargıtay HGK 2014/13-566 E.-2015/1339 K.].

 

            İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan Doğruya Tam Yargı Davası Açılması" başlıklı 13/1. maddesi;

 

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

 

hükmünü amir olup, tarafımızca işbu dava açılmadan evvel ilgili idareye ../../….tarihinde başvuru yapılmış (Ek-1) ve idare tarafından ../../….tarihinde başvurumuzun reddine dair karar verilerek ilgili karar tarafımıza tebliğ edilmiştir (Ek-2).

Esasa İlişkin Açıklamalarımız;

 

            Müvekkil ………… ………..  'a ait, tarafımızca ulaşılabilen -bebeğin …….. Şehir Hastanesi'ne sevki yapılırken ………… ………..   Üniversitesi hastanesinden temin edilen- hasta muayene formları ve diğer test sonuçları şöyledir;

 

A. ../../….tarihli ilk başvuru ve kontrol (Doç. Dr. ………… ………..   tarafından);

- SAT (Son adet tarihi): ../../…. (13+6) belirlenmiş,

- USG çekilmiş,

- 2’li tarama testi istenmiştir.

../../….raporlanma tarihli 2’li tarama testi sonucu Trizomi 21 değeri 1:6360 çıktığı tespit edilmiştir.

 

B. ../../….tarihli kontrol (Doç. Dr. ………… ………..   tarafından);

- SAT (Son adet tarihi): ../../…. (16+6) belirlenmiş,

- Ayrıntılı USG istenmiş,

- 4’lü tarama testi istenmiştir.

../../….Uzman onay zamanlı 4’lü test sonucunda Trizomi 21 değeri 1:625 çıkmıştır. Bu sonuç üzerine "NIFT testi önerildi" yazılmasına rağmen esasen NIFT testi müvekkile hiç önerilmemiş ve yapılmamıştır.

 

C. ../../….tarihli kontrol (Dr. ………… ………..   ):

- Obstetrik USG’yi Dr. ………… ………..   gerçekleştirmiştir.

Sonucu ise; Ürogenital sistem: Her iki böbrek normal boyut ve görünümdedir. Her iki böbrek pelvis renalisi dolgun görünümde olup sol renal pelvis çapı 5.1 mm, sağ renal pelvis çapı 5.2mm ölçülmüştür.

Aynı raporda ekstremite kemiklerinde dizilim normal olup belirgin ve sayı anomalisi izlenmediği belirtilmiştir.

Serebellum: 23mm, Sisterna magna: 6mm, Lateral ventrikül: 4mm ve Nazal bone: 6.6mm ölçülmüştür.

Tedavi olarak "önerilerde bulunuldu" denilmiştir; fakat müvekkile herhangi bir öneride bulunulmamış olup söz konusu tedaviye ilişkin önerilerin ne olduğu da raporda belirtilmemiştir.

 

D. ../../….tarihli kontrol (Dr. ………… ………..   ):

- "Her şeyin normal olduğu" söylenmiş olmakla birlikte OGTT testi önerildiği not edilmiş, müvekkile yapılan işlemlere ilişkin herhangi bir aydınlatma yapılmamıştır. Sonrasında ise müvekkile yine "hiçbir sorun olmadığı her şeyin gayet iyi ilerlediğini ve normal doğum için uygun olduğu" bildirilmiştir.

 

E. ../../….tarihli kontrol (Dr. ………… ………..   ):

- Müvekkile NIFT önerildiği not edilmiş; ancak yine bu hususta müvekkile herhangi bir aydınlatma, bilgilendirme yapılmamıştır. Müvekkil hala her şeyin normal ilerlediği düşüncesiyle kontrollere gitmeye devam etmiştir.

- Tedavi olarak önerilerde bulunulduğu yazılmış; ancak tüm süreçte olduğu gibi hangi tedavi için hangi önerilerde bulunulduğuna dair müvekkile yazılı yahut sözlü olarak hiçbir bilgilendirme yapılmamış, sürecin normal ilerlediği söylenerek, sonraki kontrolde görüşülmek üzere gönderilmiştir.

 

F. ../../….tarihli kontrol (Dr. ………… ………..   ):

- Bu kontrole ilişkin şikayet ve hikaye kısmı 26.07.2024 tarihli ile aynı olup herhangi bir değişiklik yoktur. Müvekkilin yeni gelişine dair bir öykü yahut şikayet kaydı alınmamıştır.

- Önerilerde "aciller anlatıldı, kontrol önerildi." denilmiş ise de müvekkil "acil" ne demek bilmediği gibi müvekkile herhangi bir izahta da bulunulmamıştır.

 

G. ../../….tarihli kontrol (Dr. ………… ………..   ):

- NST yapılmış sonuç "reaktif kont yok" olarak not alınmış. NST sonucunda müvekkile her şeyin normal olduğu, doğum normal yolla gerçekleşeceği söylenmiştir. Ancak müvekkile "reaktif kont yok" cümlesinin anlamı yahut karşılaşılabilecek sorunlar ile ilgili hiçbir bilgilendirme ve açıklama yapılmamıştır.

 

H. ../../….tarihli kontrol (Dr. ………… ………..   ):

- NST istenmiş,

 

İ. ../../….tarihli kontrol (Dr. ………… ………..   ): (Son kontrol ve doğumun gerçekleştirildiği gün):

- NST takibi yapılmış,

- Ardından sezaryan ameliyatına alınmış.

 

            Yukarıda bahsedilen tüm belgeler ekte sunulmuştur (Ek-3).

 

            Devam eden süreçte, ………… ………..   Üniversitesi hastanesi bünyesinde dünyaya gelen bebek ………… ………..  'ın sağ kalça, diz çıkığı ve dismorfik bulgular ile doğduğu öğrenilmiştir. Ayrıca bebek için doğum sonrası süreçte genetik test yapılmış ve bebeğe 47,XX,+21(Trizomi 21) Down Sendromu tanısı koyulmuştur.

            Sürece ilişkin yanlış teşhis, tedavilere ve ihmallere ilişkin tarafımızca tespiti yapılabilen hususlar ise şu şekildedir;

A. Hamilelik Sürecine İlişkin;

            Yanlış tanı koyulması, tanı/teşhis yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğurmaktadır. Zira yanlış tanı yanlış tedavi demektir. Sonuç olarak hekimin doğru tanıyı koyamamış olması her ne kadar tanı/teşhis yükümlülüğü olsa da aslında özen yükümlülüğünün de ihlali sonucunu doğurmaktadır. -Ne yazık ki tarama test sonuçlarına göre ise fetüsün Trizomi 21 testinde sınıra yaklaştığı görülmekte ise de müvekkil bu husustan haberdar olmamıştır.-

            Diğer bir husus ise fetüsün böbreklerindeki anormal değerlerdir. Şöyle ki fetüs anomalileri genelde genetik bir hastalığı düşündürmesi gerekirken müvekkil anne ………… ……….. ’a ilk anormal böbrek değerleri için "böbreklerin durumunun gayet normal olduğu anormal sayılabilecek düzeyde herhangi bir durum olmadığı, zamanla düzeleceği" söylenmiş ve devam eden süreçte bu değerlere ilişkin herhangi bir KONTROL YAPILMAMIŞ, bu husus TAKİP EDİLMEMİŞ ve müvekkil olumsuzluklarla ilgili BİLGİLENDİRİLMEDİĞİ gibi her kontrolde müvekkilin bebeğin böbrek durumunu sormasından sonra müvekkile "hiçbir sorun yok gayet doğal" cevabı verilmiştir. Bilindiği üzere hekimin ilk yapılan teşhis sonrası tedavinin devamı süresince yapacağı tetkikler ve ortaya çıkan yeni bulgulara göre teşhisi denetlemek, kesinleştirmek ve gerekli olması halinde teşhiste değişikliğe gitmek yükümlülüğü bulunduğundan, bu aşamalara ilişkin ortaya çıkan yeni durumları da hastaya bildirme ve aydınlatma yükümlülüğü mevcuttur.

            Günümüz teknolojisi ile ayrıntılı USG sonucunda fetüsün tırnak uçlarına kadar detaylı görüntü elde edilebilmektedir. Müvekkil anne ………… ………..  ’a defalarca ayrıntılı USG yapılmış fakat buna rağmen sonuçlar ya DOĞRU GÖZLENEMEMİŞ ya da ÖZENSİZ DAVRANILARAK MÜVEKKİLE BİLDİRİLMEMİŞTİR.

 

B. Doğumdan Öncesi -Yaklaşık 1 saatlik- Sürece İlişkin Açıklamalar;

            ../../….tarihi, saat 11.15’te kontrol randevusu olan müvekkil anne ………… ………..    için öncelikle rutin muayene ve NST kontrolü yapılmış ve akabinde ek hiçbir açıklama yapılmaksızın Dr. ………… ………..   tarafından "bebeğin kalp atışları yavaşladı, sana suni sancı verip seni normal doğuma almalıyız" denilerek, panik halindeki müvekkilin hiçbir karar vermesine, durumu sorgulamasına izin verilmeksizin yatış işlemleri yaptırılmış ve damar yolundan serum takılmıştır. Serumun içeriğinde hangi ilacın olduğu veya suni sancıya yönelik bir ilaç olup olmadığı da müvekkile bildirilmemiştir. Müvekkil halihazırda normal yolla doğum yapacağını sanıyorken, 10 dakika kadar sonra Dr. ………… ………..   tarafından müvekkile "acilen seni sezaryene almamız lazım bebeğin kalbi durdu hemen kağıtları imzala ameliyata başlayalım" denilmiş ve telaşlanan müvekkil bebeğini kaybetme korkusu ile evrakları imzalamış ve kendisini ameliyathanede bulmuştur.

 

C. Doğum Sürecine İlişkin Açıklamalar;

            Müvekkil ………… ………..   Üniversitesi Ankara Hastanesi’nde saat 12:00 sıralarında doğum hekimi Dr. ………… ………..   tarafından sezaryen doğuma alınmıştır. Doğumun gerçekleştiği anda müvekkil Dr. ………… ………..  ’in yüz ifadesinin olumsuz olarak değiştiğini fark etmiş ve bir problem olup olmadığını sormuş, müvekkile "herhangi bir problem yok bak bebek doğdu" diyerek bebeğin sadece baş kısmı gösterilmiş ve devamında bebeğin solunum sıkıntısı olması nedeniyle yoğun bakıma alınacağı bildirilerek ameliyathaneden çıkartmıştır. Olay anında ne olduğunu anlayamayan müvekkile gün boyunca bebeği gösterilmemiş olup yaklaşık doğumdan 12 saat sonra 23.00 - 24.00 sularında anne bebeğini  ilk kez görmüştür.

 

D. Doğum Sonrası Sürece İlişkin Açıklamalar;

            Doğum sonrasında müvekkil anne ………… ………..    servise alınmış olup bebek………… ………..   "solunum sıkıntısı var" denilerek yenidoğan yoğun bakıma alınmıştır. Bu süreçte Dr. ………… ………..   , müvekkil anne ………… ………..  ’ın yanına hiç gelmemiş, herhangi bir bilgilendirme yapmamış ve aydınlatmada bulunmamıştır. Kendisine hiçbir açıklama yapılmayan müvekkil son çare olarak hemşirelere ve asistan doktorlara çocuğunun durumunu sorduğunda ise "bilmiyoruz" cevaplarını almış ve saatlerce endişe içerisinde bekletilmiştir.

            Doğum sırasında ameliyathane dışında bekleyen müvekkil baba ………… ………..   ve yakın akrabalarına, ameliyathaneden çıkan hemşire, "bebeğin ayağında sorun var" demiş ve bunun üzerine Dr. ………… ………..   görevli hemşireyi "çık dışarıya bu senin işin değil" diye bağırarak oradan uzaklaştırmıştır. Baba ………… ………..    ve akrabalarına söylenenlere ilişkin ise Dr. ………… ………..   tarafından da herhangi bir BİLGİLENDİRME YAPILMAMIŞTIR.

            Telaşlanan aile, doğumdan sonra çocuklarını görmek istediğinde bu durum engellenmiştir. Aile, ancak ilgililere şikayet haklarını kullanacaklarını söylemeleri üzerine bebeklerini görebilmiş, bebeğin sağ bacağında bir gariplik olduğunu fark etmiş ve süreçten şüphelenmeye başlamışlardır. Aile, yenidoğan yoğun bakım doktoruna bunun neden olduğunu sorduğunda, doktor "doğuştan olduğunu ve ortopedi bölümünden bir doktorun gelip göreceğini" söylemiş ancak "doğumdan sonraki 4. günde hastanede Çocuk Ortopedi bölümü olmadığını ve bu yüzden kontrol yapılamayacağını, zaten bebeğin sağ bacağı ile ilgili herhangi bir işlem yapılabilmesinin ancak bebek 3 - 4 yaşlarına geldiğinde mümkün olabileceği" söylenmiştir. Müvekkiller yaşanan olaylardan daha çok şüphelenmiş ve bebeğin çocuk ortopedi bölümü de olan bir hastaneye sevk edilmesini istemişlerdir. Bebeğin ……… Şehir Hastanesi'ne sevkinden sonra hemen sağ bacağı ile ilgili gerekli müdahaleler yapılmış olup, bebeğin müdahaleden önceki ve sonraki hallerine ilişkin fotoğraflar ekte sunulmuştur (Ek-4). Ayrıca yeni hastanede müvekkillere, bebeğin yoğun bakıma alınmasını gerektirecek bir sağlık problemi olmadığı da söylenmiştir. Dolayısıyla ………… ………..   Hastanesi'nde müvekkillere gerçeğe aykırı bilgiler verildiği de böylece anlaşılmaktadır.

            Hal böyleyken müvekkillerim bebeklerinin hiçbir hataya ve ihmale yer vermeyecek şekilde sağlıklı bir şekilde doğması ümidi ile devlet hastanesinden ziyade özel hastanede doğum yapmayı tercih etmiş olup yukarıda izah edilen elem verici durum ile karşı karşıya kalmışlardır.

Özetle;

 Hamilelik Sürecinde;

 Her şeyin gayet normal olduğunun, fetüsün sağlığının çok iyi olduğunun        ve normal doğuma uygun olduğunun söylenmesi,

 PAPP-A, trizomi testleri ve USG görüntüleri, Radyoloji yorumları birlikte değerlendirildiğinde bu tanı testlerinden başka amniyosentez, kordosentez veya CVS (Kordon Villüs Biyopsisi) ÖNERİLMEMESİ,

 Fetüsün böbrek durumuna ilişkin gerçek ve detaylı bilgi VERİLMEMESİ, değişikliklerin ortaya çıkaracağı olası risklerin GÖZ ARDI EDİLMESİ,

 Ayrıntılı USG ile diz çıkığının ve Down Sendromu belirtilerinin GÖZLENEMEMESİ yahut gözlenmiş ise dahi bu hususta hiçbir AYDINLATMA YAPILMAMASI,

hekimin yüksek özen borcunu ve aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiği ve dolayısıyla somut durumda idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu göstermektedir.

Doğumdan hemen öncesi ve doğuma anında;

Doğumdan hemen öncesinde müvekkile yapılan tıbbi müdahale onam formuyla ilgili olarak; hastanın tıbbi müdahalenin icra ediliş yöntemi, kapsamı, tıbbi müdahaleye gereksinim duyulma nedeni, tıbbi müdahalenin olası risk ve komplikasyonları, alternatif tedavi yöntemleri, tıbbi müdahalenin icra edilmemesi durumunda meydana gelmesi muhtemel riskler ile ilgili aydınlatma yapılması ve böylece hastanın bilinçli bir şekilde tıbbi müdahaleye rıza göstermesi gerekmektedir. Aksi hal;

 

Anayasa’nın 17/2. maddesi;

"Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz."

Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesi;

"Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir."

Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesi:

"Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir."

hükümlerinin tümüne aykırılık teşkil etmektedir. Somut olayda, son NST kayıtlarıyla doğum arasında yaklaşık 10-15 dakikalık bir zaman aralığının olması rıza onam formuna ilişkin müvekkilin aydınlatılması için yeterli bir süredir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere müvekkilin telaşa kapılmasına neden olunarak, müvekkil aydınlatılmadan ve gerçek bir irade gösteremeden alınan yazılı onam geçersizdir.

            Yazılı onamların geçersizliğine ilişkin değinilmesi gereken diğer hususlar ise şu şekildedir;

Ek-5'te sunulan Anestezi/Sedasyon Uygulamaları Hasta Bilgilendirme ve Rıza Belgesi'nde, "Olası Riskler ve Komplikasyonlar" kısmı tamamen boş bırakılmıştır.

            Danıştay 10. Dairesi'nin 2019/6654 E. - 2021/5729 K. sayılı ve 22/11/2021 tarihli kararında yer alan;

"... Davacının, ameliyat öncesi düzenlenen yazılı onamın hukuka aykırı olduğu iddiasına gelince;

Dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, "Teşhis ve Tedavi İşlemleri Ayrıntılı Onam Formu" başlığını taşıyan, davacı tarafından imzalanan onam formunda genel nitelikli açıklamalara yer verildiği, hastalığın türüne ve tedavi yöntemine ilişkin olarak doldurulması gereken bölümlerin boş bırakıldığı, davacıya yapılan histerektomi ameliyatına özgü açıklamaların ve risklerin söz konusu onam formunda yer almadığı, bu niteliği itibarıyla söz konusu onamın aydınlatılmış onam niteliğinde olmadığı görülmektedir.

Bu durumda; söz konusu tıbbi müdahalenin riskleri anlatılarak davacıdan yazılı muvafakatin alınmamış olması hâlinde, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkı elinden alınmış olacağından ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açacağından, davacının manevi tazminat talebinin, zararın ve idari faaliyetin niteliği de gözetilerek değerlendirilmesi gerekmektedir."

 

ifadeleri ile böyle bir durumda hastanın aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmış olacağına hükmetmiştir.

Ek-5'te yer alan onam formların tamamında, hastanın kendi el yazısı ile "okuduğumu anladım kabul ediyorum" yazması gereken bölümlerinde müvekkil tarafından "kabul ediyorum" yazılmış olduğu görülmektedir. Oysa,

Anestezi/Sedasyon Uygulamaları Hasta Bilgilendirme ve Rıza Belgesi'nde;

Lütfen kendi el yazınızla "hastalığım ve tedavi süreci ile ilgili bana anlatılanları ve okuduklarımı anladım, onay veriyorum." yazınız.

Normal Doğum Hasta Bilgilendirme ve Rıza Belgesi'nde;

El yazınız ile "okuduğumu anladım kabul ediyorum." yazınız.

Sezaryen Hasta Bilgilendirme ve Rıza Belgesi'nde;

El yazınız ile "okuduğumu anladım kabul ediyorum." yazınız.

 

ibareleri bulunmakta olup müvekkilin buna rağmen yalnızca "kabul ediyorum" yazmasının tek sebebi doktoru tarafından kendisine, acilen ameliyata alınması yoksa bebeğini kaybedeceğinin söylenmesi suretiyle endişeye kapılması, bu sebeple  formların hiçbirini okuyamamış olması ve gerekli aydınlatmanın da kendisine yapılmamış olmasıdır.

Yine hem normal doğum için hem de sezaryen hasta bilgilendirme ve rıza belgesindeki saatlere dikkat çekmek gerekmektedir. Zira onam formları incelendiğinde görüleceği üzere son kısımda;

"Yukarıda ismi yazılı hasta/hasta yakınına tarafımdan hastalığı, yapılacak olan girişim, bu girişimin nedeni ve faydaları, girişim sonrası gereken bakım, beklenen riskler, girişim için eğer gerekli ise uygulanacak olan anestezi tipi ve anesteziye ait risk ve komplikasyonlar konusunda yeterli ve tatmin edici açıklamalar yapılmıştır. Hasta/hasta yakını, girişime yönelik yeterince aydınlatıldığına dair kendi rızası ile bu formu imzalayarak onaylamıştır."

metni yer almaktadır.

 

            Ancak söz konusu belgelerde hekimin imza saati ve müvekkilin imza saatleri uyumsuzdur. Hekim sanki müvekkili aydınlatmış ve her şeyi tam anlamıyla yerine getirip müvekkilin aydınlatmaya dair imzasını almış gibi kendisi 11.55 saatinde belgeyi imzalamıştır. Oysa müvekkil ise aynı belgeyi 12.00 saatinde imzalamıştır. Yani, hekim sanki müvekkile gerekli aydınlatmayı yapmış ve rızasına dair imzasını almış gibi formu imzalamış ise de evraktan da anlaşıldığı üzere, aksine önce hekim formu imzalamış, söz konusu form müvekkile doktorun imzasından sonra başka biri tarafından getirilerek acele ile imzalatılmıştır. Hekim imzasının olduğu yukarıda anılan cümlede dikkat edileceği üzere son cümlede "Hasta/hasta yakını, girişime yönelik yeterince aydınlatıldığına dair kendi rızası ile bu formu imzalayarak onaylamıştır." ifadesi aslında hastaya gerekli aydınlatma yapıldığından ve buna dair imzasının alındığından bahsetmekte olup, yapılması gereken önce hasta ameliyat konusunda aydınlandığını içeren iradesini imzayla açıklamalı ardından hekim bu aydınlatmanın yeterli olduğu düşüncesiyle kendisi de hastanın buna haiz olduğunu gözlemlemeli ve tıbbi müdahaleye başlamalıdır. Fakat somut olayda hekim bu süreçleri tamamen göz ardı etmiş olup müvekkil aydınlatılmadan ve gerçek bir irade gösteremeden sadece delil amaçlı  yazılı onam alınmıştır.

            Nitekim Danıştay 10. Dairesi'nin  2019/6882 E. - 2021/4854 K. sayılı ve 18/10/2021 tarihli kararında;

"... Uyuşmazlıkta, hukuka uygun bir tıbbi müdahaleden söz edilebilmesi için hastanın aydınlatılarak rızasının (onam) alınması gerektiği, aydınlatılmış onamın sadece hastaya imzalatılan bir form olarak değerlendirilmemesi gerektiği, geçerli yazılı onamdan bahsetmek için karar verme yeterliliğine sahip bir hastanın, kendisine uygulanacak tanı ve tedavi yöntemleri ile öteki uygulamaları ve bunlara seçenek oluşturabilecek uygulamalarla tüm bu yöntemlerin olası olumlu ve olumsuz sonuçlarına ilişkin bilgilendikten sonra bu bilgileri açıkça ve anlayarak kabul etmesinin gerektiği, somut olayda da bu bilgilendirmenin ve hasta tarafından anlaşıldığının ortaya konulması gerektiği, her ne kadar ameliyat öncesi alınan yazılı onamda takılan kataterin (stentin) ameliyat sonrasında alınması gerektiği alınmazsa enfeksiyona, taşlaşmaya, idrar şikayetlerine neden olacağı yazılmış olsa da onamın davacının eşi tarafından imzalandığı ve tarihsiz olduğu, onamın hasta tarafından imzalanması için onam alınamayacak derecede acil bir endikasyonla hastaneye gelmesi gibi zaruri bir halin olması gerektiği, dosyada onamın hasta yerine kanuni temsilci sıfatıyla eşinden alınmasını gerektirecek zaruri bir halin bulunmadığı, dolayısıyla hastanın ameliyattan belirli süre sonra alınması gerektiği ve alınmazsa oluşacak komplikasyonları hakkında bilgilendirildiği hususunun tam olarak yerine getirilmediği, öte yandan epikrizde kontrole gelmek üzere taburcu edildiğinin yazıldığı ve sözel olarak takılan katater(stentin) belirli süre sonra çıkarılması gerektiğinin sözel olarak da ifade edildiği iddia edilse de bu durumun da tek başına aydınlatma sayılamayacağından, bu eksiklikler nedeniyle idarece sunulan sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacıda oluşacak endişe ve üzüntünün karşılığı olan manevi tazminatın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekeceğinden Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır."

ifadeleri ile hukuka uygun bir tıbbi müdahaleden söz edilebilmesi için hastanın aydınlatılarak rızasının (onam) alınması gerektiği, aydınlatılmış onamın sadece hastaya imzalatılan bir form olarak değerlendirilmemesi gerektiğine açıkça hükmetmiştir.

 

            Sonuç olarak anne ………… ………..  'a herhangi bir aydınlatma yapılmadığından aynı zamanda kişilik haklarından karar verme ve kendi geleceğini belirleme hakkı ihlal edilmiştir. Zira;

 

Anayasa'nın 17.maddesinin 1.fıkrası;

"Herkes yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz."

ifadeleri ile, kişilere ilke olarak kendi geleceklerini belirleme imkanı sunmaktadır.

Diğer yandan, Anayasa'nın 20.maddesinin 1.fıkrası;

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."

uyarınca özel yaşamın gizliliğinin korunması hakkı da, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkının anayasal temellerinden biri olarak kabul edilmelidir. Zira, hastanın kendi tedavisiyle ilgili vereceği kararlar öncelikle kendi özel yaşamının bir parçasını oluşturmaktadır ve bu bağlamda koruma görmelidir. Hastanın kendi geleceğini belirleme hakkının varlığı, insan onurunun korunması açısından da bir gerekliliktir. Hastalara rızaları hilafına tedavi uygulamak ve tedaviye zorlamak insan onuru ile bağdaşmaz. Kişiler özgürce karar verip, kararlarının yaşama geçirebildikleri sürece yaşamaları anlamlı olacaktır.

Son olarak Anayasa'nın 56.maddesinin 1.fıkrası;

"Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir." ve;

3.fıkrası;

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

ifadeleri ile sağlık hakkının önemi vurgulanmıştır.

            Hasta Hakları Yönetmeliği'nin "İnsani Değerlere Saygı Gösterilmesi ve Ziyaret" başlıklı 39. maddesi;

"Hasta, kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir. Sağlık hizmetlerinde görev alan bütün personel; hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güler yüzlü, nazik, şefkatli ve sağlık hizmetleri ile ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde davranmak zorundadir. Sağlık hizmetlerinin her safhasında, hastalara, onların bedeni ve ruhi durumları dikkate alınarak, hangi işlemin neden ve nasıl yapıldığı, yapılacağı ve bekletilmeleri söz konusu ise, bekletilmenin sebepleri hususunda gerekli ve yeterli bilgi verilir."

hükmünü amir olup, davalı tarafça bu madde hükmü de ihlal edilmiştir. Zira müvekkiller doğumdan sonra uzunca bir süre bebeğin sağlık durumu ile ilgili de bilgi alamamışlardır. Günler sonra bebekle ilgili alınan tek bilgi bebeğe Çocuk Ortopedi bölümünün bakacağı olup akabinde ise hastanede Çocuk Ortopedi bölümünün olmadığının zaten 3-4 yaşından önce yapılacak bir işlem olmadığının söylenmesidir. Ancak belirtildiği üzere …… Şehir Hastanesi'ne sevk edilen bebeğin ortopedik problemlerine ilişkin tedavisi hemen başlatılmıştır.

 

            Tüm bunlara ek olarak, hekim ………… ………..   tarafından yazılan  ….. defter no'lu doğum raporunda (Ek-6);

 "………… ………..   isimli hasta ../../….tarihi, saat 12:45'da 39.hafta 3gün'lük olarak sezaryen müdahaleli doğum yöntemi ile anomalisiz, canlı 2910 gr. Ağırlığında KIZ bebek dünyaya getirmiştir. Hasta şifa ile taburcu edilerek reçetesi verilmiştir."

 ifadeleri yer almaktadır. Ameliyat notunda da herhangi bir komplikasyonla karşılaşıldığına ve  bebek açısından yoğun bakım gerektirir anomaliye rastlandığına ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmemesine rağmen bebeğin, "Kromozom anomalisi", "Eklemlerin patolojik dislokasyon ve sublüksasyonu, başka yerde sınıflanmamış, bacak", "Konjenital hidronefroz", "Yenidoğanın solunum distresi" tanılarıyla yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatışı yapılmıştır. Buradan da kayıtların gerçeğe aykırı tutulduğu ve sürecin büyük bir ihmal ile ve hukuka aykırı yürütüldüğü açıkça anlaşılmaktadır. -Bu hususta tarafımızca suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturma numarası bilahare mahkemenize bildirilecektir.-

            Yukarıda izah olunan tüm sebeplerle, tüm süreç boyunca özen, hastanın öyküsünü alma, tanı/teşhis, tedavi, kayıt tutma, hastanın insani değerlerine saygı gösterme yükümlülüklerinin tamamına aykırılık teşkil eden eylemler sebebiyle müvekkillerin uğradığı zararın tazmini amacıyla işbu davayı açma zarureti hasıl olmuştur.

 

Tazminat Taleplerimize İlişkin Açıklamalarımız;

            Müvekkiller, yaşanan süreçte doktorun yüksek özen yükümlülüğünü ihlal ederek üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmemesi -Bebekte kalça ve diz çıkığı olması ayrıca Down Sendromu testleri ile ilgili müvekkillerin yeteri kadar aydınlatılmamaları, yaşanacak süreç  ve tedavilerle ilgili bilgilendirilmemeleri- sebebiyle sakatlığın giderilmesi ve gebeliğin sonlandırılması gibi haklarından yoksun kaldıkları yahut doğumdan sonraki sürece hazırlıklı olabilmelerinin önüne geçilemediği bu sebeple maddi ve manevi olarak zarara uğradıkları izahtan varestedir.

            İdare hukukunun özel hukuktan ayrı bir hukuk branşı olarak ortaya çıkması sonrası, Devletin sorumluluğu, esas olarak hukukun bütün şubelerine müşterek olan esaslara dayanmakla birlikte, teferruat bakımından özel hukuk kaidelerinden kesin surette ayrı bir takım hükümlerle düzenlenmiş bulunan bir kamu hukuku müessesesi hüvviyetini kazanmıştır. Ancak idari işlem veya eylemden kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında tazminat hukukunun genel kurallarından yararlanılmaktadır.

Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 55/2. maddesi;

"Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."

hükmünü amirdir. Bu vesileyle tarafımızca tazminat kalemlerine ilişkin açıklamalar Türk Borçlar Kanunu ile Yargıtay ve Danıştay içtihatları çerçevesinde yapılacaktır.

 

Kanun koyucu Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi;

"Bedensel zararlar özellikle şunlardır:

1. Tedavi giderleri.

2. Kazanç kaybı.

3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar."

hükmü ile bedensel zararları kategorilere ayırmış ancak bir yandan da zarar kalemlerinin yalnızca bunlarla sınırlı olmadığına işaret etmiştir.

Ayrıca Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi;

"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.

Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.”

hükmü ile de bedensel zarar halinde zarar gören ve yakınları lehine manevi tazminata hükmedilebileceğini hüküm altına almıştır.

 

A- Manevi Tazminat Talebimize İlişkin Açıklamalarımız;

            Müvekkiller, sağlıklı bir bebek beklerken doğumdan hemen sonra hiç beklemedikleri bir sürecin içerisinde kendilerini bulmuşlar ve yeni doğan bebeğin sevincini dahi yaşayamadan bundan sonra ne ile karşı karşıya olduklarını anlamaya çalışmışlar ve bir yandan da bebeğin bacağındaki anomali ile ilgili tedavi süreci ile ilgilenmeye başlamışlardır. Müvekkillerin ilk bebeği olan ………… ………..'e doğumdan sonra Down Sendromu teşhisi konulmuştur. Ancak müvekkiller böyle bir genetik hastalığı beklemedikleri için hastalığa dair hiçbir fikir sahibi olamamışlar, bebeklerinin ihtiyaçlarının neler olabileceğini, bu süreçte neler yapmaları gerektiğini bilememişlerdir. Bu sebeple bebeklerini gördükleri her an, psikolojik olarak yıpranmakta, bebeğin geleceği ile ilgili endişeleri, toplumda karşı karşıya kalabileceği zorluklar sebebiyle derin bir üzüntü yaşamaktadırlar. Müvekkiller, hekim tarafından gerekli testlerin uygulanmaması, test sonuçları hakkında kendilerine yeterli ve gerekli aydınlatmanın yapılmaması, aksine sürecin yolunda ve normal ilerlediğinin kendilerine bildirilmesi, doğum sonrasında kendilerine doğumda yaşanan anormalliklerin anlatılmaması ve bebeğin gösterilmemesi, doğum sonrası tedavi süreci hakkında yeterli aydınlatma yapılmayarak tedavide geç kalınmasına ihmal suretiyle sebep olunması gibi sebeplerle müvekkillerin manevi olarak büyük bir yıkım yaşadıkları ve hatta hayatları boyunca yaşamaya da devam edecekleri gözetilerek davalı idare aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

 

B- Maddi Tazminat Talebimize İlişkin Açıklamalarımız;

            Maddi tazminat taleplerimizin kapsamını, çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, tedavi giderleri ve bakıcı giderleri oluşturmaktadır.

Bebek ………… ………..    bakımından tedavi giderleri talebimize ilişkin açıklamalarımız;

- Tedavi giderleri ve tüm iyileşme sürecinde yapılan ve yapılacak her türlü masraf 

            Kişinin, TAMAMEN iyileşip eski sağlığına kavuşuncaya kadar yaptığı ve ilerde yapacağı tüm masraflarını isteyebileceği içtihatlar ile sabittir. Bu masrafların tıbbi tedavi ile sınırlı kısmı 'tedavi giderleri' olarak adlandırılmakta iken, kişinin eski sağlığına tamamen kavuşup yeniden çalışmaya ve günlük işlerini sürdürebilecek duruma gelinceye kadar yaptığı ve yapacağı tüm masraflar ise 'iyileşme giderleri' olarak adlandırılmaktadır.

            Yargıtay’ın yerleşik kararları doğrultusunda, kişi, olay gününden başlayarak tümüyle iyileşip yeniden çalışmaya ve günlük işlerini sürdürebilecek duruma gelinceye kadar yaptığı tüm tedavi ve iyileşme giderlerini zarar sorumlularından isteyebilecektir. Bunun için masrafların dava ve hatta hüküm gününe kadar yapılmış olması koşul değildir, kişi gelecekte yapılması olası tedavi ve iyileşme harcamalarını da isteyebilecektir. Örneğin, tıbbi tedavi sonrasında, belli bir süre veya yaşam boyu bazı ilâçları kullanmayı, bazı sağlık önlemleri almayı sürdürecekse ya da ilerde bir veya birkaç kez daha ameliyat olması gerekiyorsa, gelecekte yapacağı tüm bu masrafları da hesaplattırıp hüküm altına aldırabilecektir. Zira tedavi ve iyileşme giderlerinin istenebilmesi için harcama yapılmış olması koşul olmayıp, gelecekte yapılacak masraflar da zarar kapsamındadır. Kişinin iyileşmesi için ilerde yapılması zorunlu tedaviler ve henüz yapılmayan ameliyat masrafları, yaşam boyu kullanılacak ilâçlar, protez ve benzeri aygıtlar için yapılacak masraflar “gerçekleşmiş zarar” olarak nitelendirilmekte ve uzman bilirkişi aracılığıyla bütün bu kalemlerin hesaplatılıp hüküm altına alınması öngörülmektir. Yani henüz harcama yapılmadan da tedavi gideri istenebileceği kabul edilmektedir. Bu kapsamda değerlendirilen tedavi ve masraf giderleri ise şöyledir;

   A) Doğrudan Tedavi Giderleri : Hastane, klinik gibi hasta bakım yerlerine ödenen paralar; hekim, hemşire, hastabakıcı, iğneci, pansumancı fizyoterapist, psikoterapist gibi tedavi edenlere ve yardımcılarına ödenen ücretler; ilaç, serum, kan, iğne ve çeşitli tahlil giderleri; röntgen, ultrason, tomografi gibi görüntüleme aygıtları ile, elektro ve benzeri denetleme aygıtlarına ve diyaliz makinesine ödenen paralar; her türlü ameliyat, yoğun bakım, ambulans ve ilkyardım giderleri; ortopedik aygıtlar, protez, takma organ bedelleri ve bunların yenilenmesi için yapılan harcamalar; tekerlekli sandalye, havalı yatak, koltuk değneği, baston gibi kullanılması zorunlu nesnelere ödenen paralar ve benzerleridir.

   B) Tedavi Sırasında Yapılan Zorunlu Harcamalar : Refakatçi, özel bakıcı ve özel beslenme giderleri; hastanın ve yakınlarının hastanelere, sağlık kurumlarına, doktor muayenehanelerine, fizik tedavi yerlerine gidip gelme yol giderleri; hastanın başka bir şehirde veya yurt dışında tedavisi gerekiyorsa, kendisinin ve yakınlarının otomobil, otobüs, tren uçak gibi taşıt ve her türlü yol giderleri; tedavi için gidilen yerde hastanın ve yakınlarının otel, lokanta, ulaşım gibi barınma ve beslenme giderleri; hekimlerce gerekli görülmesi durumunda kaplıca, ılıca, dağ veya deniz kıyısı gibi hava değişim yerlerine ödenen paralar.

   C) Tedavi Sonrasında Yapılması Zorunlu Dolaylı Harcamalar : Hastaneden taburcu olduktan sonra bir süre evde bakılması gerekiyorsa buna ilişkin bakıcı veya yardımcı giderleri, bir süre özel beslenme gerekiyorsa buna ilişkin masraflar, tedavisi sonuçlanmasına karşın, bir süre toplu taşıma araçlarına binemeyecekse veya kendi otomobilini kullanamayacaksa, işe gidiş geliş taksi ücretlerinden, toplu taşıma ücretlerinin veya kendi aracının benzin paralarının indiriminden sonra aradaki farktan oluşan harcamalar.

   D) İlerde Yapılacak Tedavi Masrafları : İlerde yapılması zorunlu tedaviler ve henüz yapılmayan ameliyat masrafları, yaşam boyu kullanılacak ilâçlar, protez ve benzeri aygıtlar için yapılacak masraflar “gerçekleşmiş zarar” olarak nitelenmekte, uzman bilirkişi aracılığıyla bütün bunların hesaplatılıp hüküm altına alınması öngörülmekte; harcama yapılmadan da tedavi gideri istenebileceği kabul edilmektedir.

            Yukarıda bahsedilen tedavi giderlerinin kanıtlanması hususu;

            Haksız eylem veya kaza sonucu yaralanan bir kimsenin, olay sırasında ve onu izleyen günlerde can kaygısından başka bir düşüncesi olamayacağından, ondan ve yakınlarından yaptıkları masraflar için fatura toplamalarının beklenemeyeceği izahtan varestedir. Yaralanan kişinin, olay yerinden alınıp ambulansla veya taksiyle hastaneye getirilmesinden başlayarak taşıt ücretleri, ilk yardım, ilaç, serum, kan, iğne, tahlil, röntgen bedelleri için belge toplaması, olayın etkisi, çektiği acı ve can korkusu içerisinde pek akla gelmemekte olup, bu hallerde belge toplanmasını beklemekte vicdani olarak makul olmayacaktır. Yaralanan kişinin yakınları da korku, üzüntü, şaşkınlık ve ne yaptıklarını bilmeyen bir ruhsal kargaşa içerisinde hastaneye ve hekime koşturmaktalar iken ya da ameliyat öncesi ve sonrası kaygılı bekleyişin üzüntülerini ve sıkıntılarını yaşadıkları sırada, yaptıkları harcamaların çoğunu belgeye bağlamak zaman, fırsat ve olanağını bulamamaktadırlar; bulsalar bile, bilinen nedenlerle, ülkemizde fatura veya makbuz elde etmenin zorlukları herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu gerçeklik günümüz koşullarında Yargıtay kararlarına yansımış ve harcama belgesi (makbuz, fatura) aranmaksızın, tedavi (iyileştirme) giderleri için kanıtlama kolaylıkları getirilmiştir. Tedavi giderlerinin araştırılması, kanıtlanması ve değerlendirilmesine ilişkin Yargıtay ve Danıştayca benimsenen ilkeler şu başlıklar altında toparlanabilir;

a) Tedavi giderlerinin belgeye bağlanması koşul değildir.

b) Tedavi giderleri her biçimde, her yola başvurularak kanıtlanabilir.

c) Tedavi giderleri tarifelerle sınırlı değildir.

d) Tedavi giderlerinin resmi bir kurum tarafından ödenmesi, ek zararın istenmesine engel değildir.

f) Özel hastanelere ödenen tedavi giderleri, resmi tarifelerle sınırlandırılamaz.

g) İlerde yapılacak tedavi giderlerinin hesaplatılıp hüküm altına alınması istenebilir.

ı) Hakim Türk Borçlar Kanunu'nun 50/2. maddesi hükmü çerçevesinde zararın kapsamını doğrudan araştırmakla yükümlüdür.

i) Hiçbir belge sunulmasa bile, yargıç, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür.

            Ek harcamaların çoğunun belgelenmesi olanaksızdır. Bu hususta yukarıda verilen kararlar da gözetildiğinde, Borçlar Kanunu'nun 50.maddesi hükmünce yeterli kanıt gösterilememesi durumunda hakimin zararı ve kapsamını doğrudan araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu araştırmada hakim bilirkişiden görüş almalı, bilirkişi ise davacının bildirdiği ek harcamaları değerlendirmeli ve olağan bulunanlar hüküm altına alınıp tazminat sorumlularından istenebilmelidir.

 

            Tüm bu açıklamalar ışığında tedavi giderleri talebimizin; bebekte mevcut down sendromu tanısı ve doğumdan sonra müvekkillerin fark ettiği anomali nedeni ile hem tedavi sürecinde yapılmış masraflar hem bundan sonraki süreçte yapılacak masraflar (fizik tedavi, rehabilitasyon, bakıcı, protez vs.) hem de tüm bu süreçte ailenin tamamının (çocuğun yaşı da dikkate alınarak) yol, konaklama, beslenme, eğitim sürecinde alınacak özel destekler gibi yukarıda da izah edilen yapılmış ve yapılması gereken giderler dikkate alınarak hesaplanması gerekmektedir.

Bebek ………… ………..    bakımından çalışma gücünün azalması/yitirilmesi sebebiyle maddi tazminat talebimize ilişkin açıklamalarımız;

- Sürekli işgöremezlik (kalıcı sakatlık) nedeniyle çalışma gücü ve kazanç kaybı

            Sürekli işgöremezlik, kişinin kalıcı bir sakatlık sebebiyle kısmi olarak ya da tamamen çalışma gücünü yitirmesi ve dolayısıyla kazanç kaybı yaşamasıdır. Sürekli işgöremezlik zararları, beden gücü kayıp oranlarına göre de ikiye ayrılmaktadır.

1) Sürekli kısmi işgöremezlik:

            Sürekli kısmi işgöremezlik durumu, organ eksilmesi veya organ zayıflaması sonucu beden gücünün belli bir oranda azalması durumudur. Böyle bir durumdaki kişi çalışmasını sürdürebilir ancak, yaşıtlarına ve aynı işi yapanlara göre (sakatlığı oranında) daha fazla güç ve çaba harcayacağından, kazançlarında bir azalma olmasa bile (sakatlığı oranında) tazminat isteme hakkına sahip olacaklardır.

2) Sürekli tam işgöremezlik:

            Sürekli tam işgöremezlik ise beden gücünün tamamıyla yitirilmesi durumudur. Böyle bir durumdaki kişi artık çalışamayacak ve kazanç da elde edemeyecektir. Bu nedenle bu kişinin tazminatı yüzde yüz oranı üzerinden hesaplanacak, giderek başkasının yardımıyla yaşamını sürdürmesi zorunluluğu doğduğundan, ayrıca tazminat tutarına bakıcı giderleri de eklenecektir.

            Sürekli işgöremezlik durumlarında içtihatlarda tazminat isteminin haklılığı benimsemiş olup kararlarında bu durumdan “güç kaybı-efor kaybı” kuramı olarak bahsetmektedir. Bu hususta tüm dairelerinin ortak görüşü ise: "Beden gücü eksilen kişinin kazançlarında bir azalma olmasa bile, sakatlığı oranında harcayacağı fazla çabanın (güç,efor) tazminat olarak ödenmesi gerekeceği" biçimindedir.

            Haksız eylemden zarar gördüğü sırada çalışma yaşına gelmemiş çocukların veya henüz bir işi ve kazancı bulunmayan kişilerin, ilerde çalışıp kazanç elde etmelerine kesin gözüyle bakılıyorsa, bunların beden gücü kayıpları için varsayımsal bir tazminat hesabı yapılmaktadır. Burada da tazmin ettirilmek istenen zarar, "can" zararı değil, "mal" zararıdır. Yani ilerde edinilecek kazançlarla biriktirilecek malvarlığındaki eksilmenin veya güç kaybının karşılığının ödetilmesidir.

            Yine bu tazminat hesaplamaları yapılırken, çocukların okula giderken sakatlıkları oranında zorlanacakları ve yaşlıların da yine emeklilik halinde fazla efor harcayarak hayatlarını sürdürmeye çalışacakları hususu göz önünde bulundurulmalıdır. Ve bu iki hal için de yine tazminat hesaplaması yapılmalıdır.

            Yukarıda izah edilen tüm hususlar ışığında somut olayda da bebek …….'in hayatı boyunca akranlarına oranla her konuda daha çok çaba sarf edeceği, gelir edebilmesi ihtimalinde dahi down sendromu ve bacak anomalisi nedeni ile daha az gelir elde edeceği göz önünde bulundurularak müvekkillerin maddi/manevi zararlarının tespiti ile müvekkillere ödenmesi talebi ile işbu dava ikame edilmiştir.

Adli Yardım Talebimize İlişkin Açıklamalar;

            Yukarıda izah edildiği üzere müvekkil oldukça hazırlıksız oldukları olaylar ile karşılaşmışlar ve bebek ……..’ın tedavi, bakıcı giderleri gibi birçok masrafı ile karşılaşmışlardır. Bu sebeple maddi olarak büyük bir külfet altına girmiş bulunan müvekkillerin huzurdaki yargılama masraflarını karşılamakta zorlanacakları izahtan varestedir. Mağdur olan müvekkillerin dosyanın devamını sağlayabilmesi için 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Adli yardımdan yararlanacak kişiler" başlıklı 334. maddesi;

"Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler."

ve "Adli yardımın kapsamı" başlıklı 335. maddesi;

"Adli yardım kararı, ilgiliye, aşağıdaki hususları sağlar:

a) Yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet.

b) Yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet.

c) Dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi.

ç) Davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini.

Mahkeme, talepte bulunanın, yukarıdaki bentlerde düzenlenen hususlardan bir kısmından yararlanmasına da karar verebilir.

Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder."

şeklindeki hükümleri ve hak arama hürriyeti gereği adli yardımdan yararlandırılmalarına karar verilmesini talep etmekteyiz.

HUKUKİ SEBEPLER : Anayasa, 5013 Sayılı Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun, 2827 Sayılı Kanuna dayalı Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük, Hasta Hakları Yönetmeliği,  Hekimlik Meslek Etiği Kuralları, Sağlık Hizmetleri Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri.

DELİLLER                 : Tüm tedavi ve hastane evrakları, bebeğe ait doğum sonrası fotoğraflar, tedavi giderlerinin tespiti için hastane faturaları (ilgili hastanelere ilişkin bilgiler bilahare bildirilecektir.), Her türlü kamu ve özel kurum ve kuruluşlara yazılacak müzekkereler ve cevapları, soruşturma ve kovuşturma dosyaları, idareye başvuru dilekçesi, idarenin başvuru cevabı, bilirkişi, uzman görüşü, tanık, keşif, yemin, emsal yargı kararları ve her türlü yasal delil.

SONUÇ VE TALEP    : Yukarıda izah olunan ve re'sen gözetilecek nedenlerle;

Öncelikle ADLİ YARDIM TALEBİMİZİN KABULÜNE,

İvedilikle;

 ………… ………..   Üniversitesi Hastanesi'ne müzekkere yazılarak müvekkiller anne ………… ………..   ve bebek ………… ………..’a  ait tüm tedavi evraklarının (ameliyat raporları, filmler,  grafiler ve NST kayıtları başta olmak üzere) celbinin istenmesine,

…… Şehir Hastanesi'ne müzekkere yazılarak müvekkil bebek ………… ………..  ‘a ait tüm bilgi ve belgelerin celbinin istenmesine,

Akabinde davamızın KABULÜNE,

Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik;

Bebek………… ………..  ‘ın yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulanması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı manevi zararların tazmini amacıyla 500.000,00 TL manevi tazminatın doğumun gerçekleştiği ../../….tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsili ile müvekkile ödenmesine,

 

Anne ………… ………..   , bebek ………… ………..  ‘ın  maruz kaldığı yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulaması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı manevi zararların tazmini amacıyla 200.000,00 TL manevi tazminatın doğumun gerçekleştiği ../../….tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsili ile müvekkile ödenmesine,

 

Baba ………… ………..   , bebek ………… ………..  ‘ın  maruz kaldığı yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulaması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı manevi zararların tazmini amacıyla 200.000,00 TL manevi tazminatın doğumun gerçekleştiği ../../….tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile müvekkile ödenmesine,

Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik (Belirsiz alacak davası olarak ikame edilmiştir.);

Bebek ………… ………..  ‘ın  yanlış teşhis, yanlış tedavi uygulanması ve kamu hizmeti verilirken yapılan ihmaller nedeniyle uğradığı maddi zararların tazmini amacıyla;

200.050,00 TL sürekli iş göremezlik,

 20.500,00 TL tedavi giderleri,

 50.500,00 TL bakıcı giderlerinin,

doğumun gerçekleştiği ../../….tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduatlara uygulanan en yüksek faizi ile müvekkile ödenmesine, 

Yargılama harç ve giderleri ve vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine,

karar verilmesini bilvekale talep ederiz. ../../….

 

                                               DAVACILAR VEKİLİ

                                               Av. İbrahim GÜZEL

                                               e-imzalıdır.

EKLER           :

../../….tarihli idareye başvuru dilekçesi

../../….tarihli idarenin ret cevabı

Bebeğin ………. Şehir Hastanesi'ne sevki ile müvekkillere teslim edilen muayene formları ve evraklar

Bebeğin ……… Şehir Hastanesi'nde tedavi görmeden önceki ve tedaviden sonraki hallerine ilişkin fotoğraflar

Ameliyat Onam Formları

…… Defter No'lu Doğum Raporu

Vekaletname sureti